Kayıtlar

Nisan, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir korku hikayesi

14 ya da 15 yaşında yazdığım bir hikaye Camından tıklamalar geliyordu. Rüzgarlı, soğuk, boş bir akşamdı. Ebeveynleri neredeydi? Babası zaten yoktu, 2 hafta önce ortadan kaybolmuştu. Fakat onun için bir cenaze düzenleyememişlerdi çünkü cesedi ya da kendisi bulunamamıştı, sadece bir etiket bulunmuştu. Bu etiketin üzerinde “Adam” yazıyordu. Üstelik evlerinin karşısında olan mezarlığa girilmemesi söylenmişti. Oradan bazı seslerin geldiği söylenmişti. Söylenmişti… Zaten henüz yedi yaşında olan çocuğun aklından oraya bakmak bile geçmiyordu da neyse… Bu yedi yaşındaki çocuğun adını maalesef bilmiyorum. Annesi bir akıl hastasıydı, çocuğun ismini herkese farklı söylüyordu. Babası da zaten yoktu artık. Bu nedenle ona “o” veya “çocuk” diyeceğiz şimdilik. Çocuk kalktı, babaannesinin bir zamanlar ona ördüğü sarı örtüyü üzerine aldı. O zamanlar her şey çok güzeldi… Aile bir araya toplanır, arkadaşlarla oyunlar oynanır; hikayeler anlatılırdı. Şimdi ise kasabada sadece üç ev kalmıştı. Biri garip bir ş...

Uykudan Önce Düşünceler

 14 ya da 15 yaşımda yazdığım bir kısa hikaye Ölüm yokluk varoluş krizi geçirdiği zaman annesine gider, ağlar, annesi onunla bazen konuşup sarılırdı. Annesinin kolları altında duyduğu huzuru başka hiçbir yerde bulmadı. Şimdi ise annesi bu dünyadan göçüp gitmişti. Yataktaydı. Her ne kadar yaşı büyüse ve farklı hayat görüşleri edinse de bu varoluş krizi yine onu avlardı. Çocukluğundan beri yanında olan peluş oyuncaklarına baktı. Gözünden bir yaş damladı. Eskiden… annem yaşarken, babam yaşarken, halam, Ahsen teyze, dayım, büyükannem, büyükbabam, babaannem ve sayamadığım akrabalarım … Değer verdiğim Kezban T eyzem, Durmuş Amcam, Nursel Öğretenim ve daha niceleri yaşarken... dünyayı sorgulayıp, “potansiyelime erişme” arzusuyla doluyken, okulumun “yükü” altında arkadaşlarımla da sosyalleşmeye çalışıp, bir yandan şükretmeye çalışırken… (Sonra düşündükleri bakış açısı ve hayatın akışına göre değişebilir. Ben bunu seçtim) sonra eşine baktı. Hayatını düşündü. Şükredecek çok şeyi vardı. Ve o ...

Ufuk - Serçe Dergisi şiiri

 Bekleyiş Bekliyor. Gözleri dalmış. Düşünüyor. Bana koşarken nasıl gülümseyecek? Nasıl sarılsam ona? İlk söyleyeceği kelime ne olacak? Nasıl göstersem heyecanımı?.. Ufuk. Milyonlarca yıldır aynı yerde Ama hiçbir zaman aynı görünmüyor. Çocuk kılığında yaşlı mı, Yoksa yaşlı kılığında bir çocuk muydu? Ufuk. Ufka baktı. Onun için umuttu ufuk. Sevdiğinin gelişinin habercisi, Tüm gün boyunca onu bırakmayacak arkadaşı. Ne kadar da güzeldi! Güneş, sarı-turuncu doğuyor. Affetmek, iyileşmek, huzur... Umut, azim, kavuşmak... O ufuk çizgisinden her an Gelebilirdi sevdiğini taşıyan. Ufuk tehlikenin de habercisi, Kara bulutlar geliyor ufuktan. Dalgalar sarsılıyor, İçine bir kurt düştü. Ya büyük dalgalar yediyse gemiyi, Ya sevdiği tehlikedeyse? “Yapma bana bunu ufuk Güneşinle gül yüzüme”. Güneş batıyor, turuncu Gökyüzü Bir ressamın tablosu. Her an gelebilirdi düşünmeye doyamadığı, Kalbi su kaçağını sayan su sayacı Tık tık tık tık tık... Aynada kendine baktı, saçlarını düzeltti Bekleyiş artık sona...

Melodi Şiiri - Serçe

Onun adı 1 Metropolde yaşayan, Dünyada var olan, Sıradan bir insan. İçine kapanık bir insandı 1. Ve umudu taşırdı cebinde. Bir de melodisi vardı. Do, mi, sol… Hayat her şeyle bütün ya! Her gün kafasını ezen ses. Do, fa diyez, sol, si Gökten duyulurdu. Dizilmiş, monoton. Sanki bir makinenin çarpan kalbi. Ve bir yandan dalga geçen Bir sivrisinek gibi. Ve bu ses gittikçe, Kemirdi içini. Umudu gidiyor, Kabuklaşıyordu. Yaşadıkça melodisi değişti. Damarlarına girdi,O soğuk notalar Do, fa diyez, sol, si Bünye alışık değilse patlar. Damarlarındaki o asil kan gibi, İşte bir gün beklenilen oldu. Tarihin tozlu sayfalarındaki gibi. Sesini duyurdu dışarı, Do, mi, sol! Canını kurtarmak için, Umutla dolmak için. Bir ses geldi Uzaktaki bir camdan İnsan olmanın renkleri belirdi La, do, mi ile. İki melodi birleşti, Sönmeyen bir harmoni. Cılız bir umut ışığı parladı, Yerini azim ile kapladı. Fa, la, do Sol, si, re, Mi, sol, si Her biri farklı, her biri gerçek.Kimi gösterişli, kimi sade, Kimi tanıdık, kim...

Tarihi Yarımadada Tarihten Bir Gün

Yazım: 10 Mart 2025  Sultanahmet’te sabah ezanı yankılanırken, gözlerimi açtım. İçi, beden ısımla sımsıcak olmuş yorganımın altında öylece durdum. Tarih 12 Aralık 1972’ydi. 20 yaşındaydım. O zamanlar evimiz, alt katında da dükkanımız, Gülhane Parkı’na çok yakın bir sokakta olan derme çatma bir yapıydı. Sabahları ilk uyanan ben olur; iki ablam, annem ve babam uyurken dükkanı süpürürdüm. Daha sonra büyük ablam uyanır, birlikte kahvaltıyı hazırlardık. Bir baharat dükkanımız vardı. Çeşit çeşit renkler, tatlar, kokularda baharatları farklı yerlerden getirtir; bize kâr sağlayacak ama insanlar için de uygun fiyatlı olacak şekilde satardık. Babam, dürüstlüğe çok değer verirdi; bir tüccar olarak ondan öğrendiğim en büyük ders, insanın asıl kazancının maddiyatta değil, güzel insan ilişkileri ve iç huzurunda olduğuydu. Babam derdi ki, 'Hakkaniyetli olmak, insanı yalnızca tüccar değil, aynı zamanda hayırlı bir insan yapar.' İşte bu nedenle, dükkanımız sadece bir alışveriş yeri değil, aynı ...