Bir korku hikayesi

14 ya da 15 yaşında yazdığım bir hikaye


Camından tıklamalar geliyordu. Rüzgarlı, soğuk, boş bir akşamdı. Ebeveynleri neredeydi?

Babası zaten yoktu, 2 hafta önce ortadan kaybolmuştu. Fakat onun için bir cenaze

düzenleyememişlerdi çünkü cesedi ya da kendisi bulunamamıştı, sadece bir etiket

bulunmuştu. Bu etiketin üzerinde “Adam” yazıyordu. Üstelik evlerinin karşısında olan

mezarlığa girilmemesi söylenmişti. Oradan bazı seslerin geldiği söylenmişti. Söylenmişti…

Zaten henüz yedi yaşında olan çocuğun aklından oraya bakmak bile geçmiyordu da neyse…

Bu yedi yaşındaki çocuğun adını maalesef bilmiyorum. Annesi bir akıl hastasıydı, çocuğun

ismini herkese farklı söylüyordu. Babası da zaten yoktu artık. Bu nedenle ona “o” veya

“çocuk” diyeceğiz şimdilik. Çocuk kalktı, babaannesinin bir zamanlar ona ördüğü sarı örtüyü

üzerine aldı. O zamanlar her şey çok güzeldi… Aile bir araya toplanır, arkadaşlarla oyunlar

oynanır; hikayeler anlatılırdı. Şimdi ise kasabada sadece üç ev kalmıştı. Biri garip bir şekilde

büyük olan, suskun, kasaba başkanı seçilen adama aitti. Bir tanesi de market olarak

kullanılıyordu. Fakat markete malzeme gelmediği için herkes ya kendi üretimini yapmaya

çalışıyor ya da aşağı kasabaya alışveriş yapıyordu. Son ev de çocuğun eviydi ve çocuk,

annesini bekliyordu. Sokağın ucunda bir kişi de başka bir şeyi bekliyordu. Bu kişi uzun

boyluydu, oldukça yakışıklıydı. Tertemiz kıyafetleri vardı. Fakat bu kişinin beklediği şey bir

türlü gelmiyordu. Kendi planını kendisi planlamak zorundaydı. Böylece yanındaki çantasını

aldı ve kasabaya girdi. Üzerinde “market” yazan kulübeye girdi fakat içeride hiçbir şey veya

hiç kimse yoktu. Dışarı çıktı. Saatinin ışığını kullanıyordu etrafını görmek için. Marketin

yanındaki, mezarlığın karşısındaki evin önüne geldi. Kapıyı tıklattı ve içeride biri varsa

cevabın gelmesini bekledi.

______________________

Kapıdan tıklamalar geliyordu. Çocuk çok mutlu olmuştu. Annesi eve gelmiş olmalıydı.

Hemen örtüyü üstünden attı. Odası olan iki metrekarelik alandan çıktı. Zaten odasında bir

yastık, babaannesinin örtüsü, birkaç tane topraklı kıyafet ve bir kitap vardı. Bu kitap bir kişi

tarafından çok fazla okunmuş olmalıydı çünkü çok kötü haldeydi. Tıklamalar gittikçe

azalıyordu. Çocuk kapıya gidiyordu. Tebessümle hemen kapıyı açtı kapıyı açtı. Fakat

annesinin normalde poşet tuttuğu yerde iki tane bakımlı el vardı. Çocuk merak, şaşkınlık ve

içindeki saklı “kasabaya iyi birinin geldiği” umuduyla yukarı baktı. Yakışıklı bir yüz vardı

karşısında. Bu yüzde bir gariplik vardı ama. Bu yüzü güzel veya yakışıklı yüzlerden ayıran

bir şey… Gözlerdi evet! Bu yüzün gözleri çok, çok… Çok değişikti. Fakat gözlerinin fiziksel

özellikleri değildi garip olan. Bakışıydı. Kesinlikle değişik bir bakıştı. Soğuk, donuk ama

nasılsa enerji dolu bakışlardı. Bakışları adamın yüzüne hiç uymasa da, daha da garip bir

şekilde, bu bakışlar insanları kötü hissettirmiyor, içlerindeki tanışma isteğini daha çok

artırıyordu. Çocuk da tanışma isteğiyle arkaya doğru bir adım atıp adamı eve davet etmiş

oldu. Adam konuşmak için açtığı ağzını kapattı. Gülümseyerek teşekkür edercesine öne

doğru eğildi ve içeri girdi. Çocuğun o anda ilgisini başka bir şey daha çekmişti. Adamın

sağdaki köpek dişi yoktu. Onun yerine garip, kırmızı bir şey o bölgede yer edinmişti. Ya da

çilek gibi bir şey yemişti ve dişini fırçalamadığı için dişinin üzerinde kırmızı bir şey vardı. Kim

bilebilir? Çocuk, b

*BU HİKAYENİN HAYALİ YAZARI, YAZISINI BİLİNMEYEN BİR SEBEPTEN DOLAYI

TAMAMLAYAMAMIŞTIR.* -Samantha Clara Kitabevi

























Çünkü sıkıldı.*

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Melodi Şiiri - Serçe

Ufuk - Serçe Dergisi şiiri